15-16 HAZİRANLARI YARATAN İŞÇİ VE EMEKÇİ SINIFLARA SELAM OLSUN! | JIYAN HABER

JIYAN HABER

15-16 HAZİRANLARI YARATAN İŞÇİ VE EMEKÇİ SINIFLARA SELAM OLSUN!

15-16 HAZİRANLARI YARATAN İŞÇİ VE EMEKÇİ SINIFLARA SELAM OLSUN!
Mehmet Özcan( ozcanmehmet@gmail.com )
183 views
17 Haziran 2020 - 0:45

İşçi sınıfının siyasal mücadelesiyle sendikal mücadelesi,  genelde siyasi yönü güdük, ekonomik yönü ağır basan bir sendikal mücadele şeklinde yaşam bulmakla beraber,  dönem dönem çakışan bir çizgide gelişebilmiştir.  Bilinen bir gerçek şudur ki,  işçi sınıfının siyasal anlamda iktidar mücadelesiyle ekonomik mücadelesi arasında sıkı ayrılmaz  bağlar vardır. 

Türkiye işçi sınıfının burjuvaziyle bütün bağlarının kopartılmasının önünün açıldığı ve kendisini burjuvaziye bağlayan sarı sendikaları elinin tersiyle bir kenara ittiği,  kısaca tarihinde ilk defa bağımsız bir sınıf eylemiyle siyaset sahnesine çıktığı 15-16 Haziran başkaldırısını değerlendirmek için,  yaşanılan dönemi belirleyen nesnel koşullara kısacada olsa göz atmak gerekiyor.

60 sonrası 274 ve 275 Sayılı Sendika ve Toplu Sözleşme Yasası’nın çıkışı ile birlikte sendikal alanda görülür bir gelişme sağlandı.  Amerikan yardımlarıyla kurulan Türk-İş sendikası,  yükselen işçi muhalefeti ve grevler karşısında patron yanlısı tutum içine girince örgütlenen muhalefet gerçek anlamda işçi sınıfı mücadelesi yürütme  anlayışıyla 1967’de DİSK’i kurdu. 

1963 ile 1971 arasında sendikalı işçi sayısıyla birlikte,  örgütlü sendika sayısı artı.  1960’ta sendikalı sayısı 280.000 sendika sayısı ise 417 idi.  1965’te sendikalı sayısı 360.285’e yükselirken sendika sayısı 668’e çıktı.  1970’e kadar ki 5 yıllık süre içinde bir hayli artan sendikalı sayısı 2.088.219’a, sendika sayısı ise 737’ye ulaştı.

İşçi sınıfının sayısal artışı kapitalist gelişmenin hızlı yaşanması,  mevcut üretim koşullarının hızlı tasfiyesi,  sınıf çizgilerinin hızla netleşmesi işçi ve yoksul emekçi muhalefetinin artmasına neden oldu. 

60 anayasasının esnekliği ve burjuvazinin doğan muhalefeti pasifize edecek,  eritecek kanallarının bulunmayışı ve bölünmüş durumda bulunması da muhalefetin gücünü artırdı. 

Grevlerin artması işçi sınıfının ekonomik, mücadelesini de ve siyasallaşmasını da artırmış oluyordu.  

Toplumda işçi sınıfının gelişen mücadelesinin de etkisiyle,  özgül mücadele metodlarıyla giderek politikleşen bir çizgide sokağa taşan katmanlar ortamı daha da kızıştırıyordu.  Yüksek ögrenimin nisbi oranda yaygınlaşması, ailesi işçi,  tarım emekcisi,  küçük memur olan gençliğin üniversitelerde bulunması,  öğrenci gençliğin gelişen işçi ve yoksul halk hareketinin ön saflarında yeralması hayli etkiliydi.  Memurlar hızlı bir şekilde sendikalaşmaya gidiyorlardı. 

Teknokratlar,  bilim adamları,  teknik personel ve bir kısım bürokratlar,  boykotlar hatta yürüyüşler düzenliyorlardı.  Tarım işçisinin ağır çalışma koşulları köylü hareketlerinin gelişmesinde itici rol oynadı. 

Toprak işgalleri yapılıyordu.  Taban fiyatlarını az bulan küçük üreticiler,  mitingler düzenliyordu.  Bazı köylerde,  yoksul köylüler, toprak ağasının gaspettiği toprakları geri almayı bile başarmışlardı.  Öte yandan ”Doğu Mitingler” ile,  yıllardır  önemi göremeyen Kürt sorunu gündeme getirilmişti.  Kürtlerin  ve alevilerin kendini TİP  şahsında sosyalizm bayrağı altında tanımladıkları bir ortam olmuştu.  Sosyalizm,  meclisten sendikalara kadar toplumsal yaşamın her alanında kendinini ifade ediyordu.

İşte, DİSK’in engellenmesine yönelik girişimler ve anti-demokratik sendika yasa tasarısı,  tüm bu devrimci nesnelliğin üstüne gelir.

15-16 Haziran 1970.  Toplumsal muhalefetin hayli yükseldiği bu dönemde 274 ve 275 sayılı Sendikalar  ve Toplu İş Sözleşmesi yasalarının değiştirilmek istenmesi üzerine,  15 Haziran Pazartesi İstanbul,  Kocaeli ve çevresinde  100.000’e yakın işçi bulundukları fabrikalardan İstanbul’un merkezine doğru yürümeye başlar.  135 fabrikada iş durdurulur.  Bir işçi seline dönüşen kalabalıklar, birçok yerde kurulan polis ve jandarma barikatlarını çatışarak aşarlar.  Bazı binaları taşlar,  birkaç otomobili de yakar.

Ayaklanma esnasında DİSK’li işçilere Türk-İş ve Bağımsız Sendikalar üyeleri de katılır.  Bir çok yerde polis ve jandarma barikatı aşılır ve yürüyüş kolları birbirine ulaşır ama bir çoğuda engellenir.  Hükümet partisinin binaları taşlanır.  16 Haziran Salı günü şiddetli çatışmalar neticesinde 3’ü işçi,  biri esnaf diğeri polis memuru(polis kurşunuyla) 5 kişi ölür,  200 kişi yaralanır.  Direnişe 150.000’e yakın kişi katılır.  17 Haziran’da bir ay süreli sıkıyönetim ilan edilir. 

15-16 Haziran işçi sınıfının ekonomik-demokratik haklar için yürüttüğü siyasal bir mücadeledir.  15-16 Haziran sendika seçme ve sendikal örgütlenme özgürlüğünü ortadan kaldıran anti-demokratik yasaya karşı, ekonomik ve demokratik haklarının gaspedildiğini gören işçi sınıfının burjuvaziden izin almaksızın varolan yasaların sınırlarını aşacak eylemler yaptığı dikkate alınırsa eylemin siyasal yönü anlaşılır.  Kaldı ki işçi sınıfı yer yer siyasal talepleri de kullanmıştır.

15-16 Haziran Türkiye işçi sınıfının kendisi için sınıf olma yolundaki atılımıdır.  ”Bunlar işverenlerle işçiler arasında uyanmaya başlayan düşmanlıkları  gösteriyordu;  ama işçiler,  kendi çıkarlarının,  modern siyasal ve toplumsal sistemin tümüyle uzlaimaz bir biçimde çatıştığının bilincinde değillerdi ve olamazlardı da.  Yani onların bilinci henüz soyal-demokrat ( Sosyalist) bir bilinç değildi.  Bu anlamda başkaldırmalara karşılaştıklarında çok büyük bir ilerlemeyi etmelerine rağmen salt kendiliğinden bir hareket olarak kaldı.”(Lenin Ne Yapmalı)

15-16 Haziran, tabanda örgütlenen işyeri komiteleri,  DİSK’in örgütlediği  klasik anlamda kendiliğinden eylemi aşan bir eylem olarak algılanmalı.  Zira öncü işçiler ortalama bir sosyalist bilincine sahiptiler.  Ancak sendikalar dışında örgütlü değildiler ya da örgütleri,  sürece müdahale edebilecek durumda değildi. 

İşçiler bu eylem içinde sınıfların toplumdaki yerini görüp,  kavramışlardır.  İşçi sınıfının tarihsel olarak kendiliğinden bir sınıf olmaktan,  kendisi için sınıf olma yolundaki sürece,  15-16 Haziran önemli bir ivme kazandırmıştır.

Bu gün yıllar, önce işçi sınıfının şanlı tarihi direnişi ile kazandığı hakları hükümet 1475 İş yasası kanunu değiştirerek işçi sınıfının örgütlenmesini önlemeye çalışmaktadır. 12 Eylül Askeri faşist diktatörlükle birlikte işçilerin örgütlenmesini, ve sendikal hakların kısıtlanması için işverenlerin işyerlerini bölmek için taşeronlar vasıtasıyla işyerlerinde geçici işçi çalıştırmaya başlamışlardır.

Bu işçiler devamlı giriş çıkış yapılmakta, böylece işyerlerinde sendikaların örgütlenmesi ve sendikaların toplu sözleşme yapması ortadan kalkmış oluyor ve sömürülerine sömürü katıyorlar. Bugünde bunu daha yasal hale getiren AKP ve MHP faşizmi OHAL ve KHK’lerle  işverenleri daha mutlu etmiş oldu.

İşçilerin Grev direnişlerini ortadan kaldırmakla övünen  Saray iktidarı böylece işçi ve emekçi sınıfı daha da köleleştirmiş oldular.  Saray son günlerde budefa işçilerin emekçilerin tek güvencesi olan ”KIDEM”tazminatını ortadan kaldırmaya hazırlanıyor!  Bu durum işverenleri sevindirirken, işçileri düşmanlaştırıyor.

Pandemi Covid 19 virüs döneminde işçilerin yaşamlarını hiçe sayıarak sokağa çıkma günlerinde, dahi çalıştırdılar. Onlarca işçi Corona virüsünden hayatlarını kayıp ettiler. İşverenlere gün doğarken işçiler köleleştirdiler.  Patronlar için kararnamelerle yasalar çıkararak, işçilere ücretsiz izin verilerek aç ve perişan ettiler,  saray rejimi resmen işçi düşmanlığı yapmaktadır. .

Sendikalar, işçi sınıfının ekonomik örgütü olan sendikalar böylece daha da küçültmeye işlevsizliğinin yitirilmesi demektir. Bugün, yıllar önce uğruna mücadele ettiği 15-16 Haziran da kanını, canını verdiği haklar bugün sesiz sedasız yok etmeye devam ediyorlar!

Bugün 50 yıl öncesinden  daha iyi olmayan bu koşullarda,  dayatmalara,  yoğun ve açık sınıf saldırısına karşı 50 yıl öncesinin yarattığı geleneğe uygun cevap verebilmek için.  Saray rejiminin tüm ülke coğrafyasına yayılan saldırılarına karşı 15-16 Haziran usulu cevap vermek, o geleneği yaratanların elindedir.  Burada sınıfın öncülerini örgütleme, sınıfı nihai hedefin şanlı kavgasının içine sokma mücadelesi veren bilinçli işçilere, devrimci sosyalist parti örgütlerine önemli görevler düşüyor.

12.6.2020

Mehmet Özcan

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.