HDP’nin 40 yıllık Kürt kadın mücadele geleneğini taşıdığını ifade eden HDP Kadın Meclisi Sözcüsü Ayşe Acar Başaran, “Kadınlar kendilerinden çalınanın bir kısmını geri aldı ama daha alacak çok şeyleri var. İktidarın kadınlara yönelik düşmanca politikalarını teşhir edeceğimiz bir 25 Kasım olacak” dedi.

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü yaklaşırken, yükselen erkek şiddetinin karşısında kadın mücadelesi de büyüyor. Geçtiğimiz bir hafta içerisinde Türkiye’de yalnızca basına yansıyan haberlere göre en az 15 kadın katledildi, çok sayıda kadın ise erkek şiddeti ile karşı karşıya kaldı. Şiddete karşı mücadele gününde kadınların “alanlara çıkma çağrısı” da sürüyor.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kadın Meclisi Sözcüsü ve Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran, partisinin kadın mücadelesini anlatırken, 25 Kasım dolayısıyla da çağrıda bulundu.

‘Güçlü bir kadın mücadele hattımız var’

Kadın mücadelesinin HDP’nin kuruluşuyla başlamadığına değinen Ayşe, HDP’nin 40 yıllık Kürt kadın mücadelesi geleneğini taşıdığına dikkat çekti. Çok sayıda kadının HDP ile bir araya geldiğini belirten Ayşe, “HDP feminist kadın mücadelesinin yarım asırlık deneyimlerini kendinde barındırıyor. HDP çok zengin ve tarihsel bir kadın mücadelesini barındırıyor. HDP, bugün dünyadaki birçok ülkedeki partilere de yol gösterebilecek, örnek olabilecek birçok mekanizması olan ve kadın mücadelesinde örneklerle dolu bir partidir. Bunlardan en önemlisi eşbaşkanlık sistemimizdir. Eşbaşkanlık sistemi kimi ülkelerde uygulanan bir sistem ama yerel yönetimlerde sadece HDP’de uygulanan bir sistem. Çok güçlü bir kadın mücadele hattı ve çizgimiz var” sözlerine işaret etti.

‘Kota değil eşit temsiliyet’

2012’den bu yana HDP Kadın Meclisi olarak, özgün-özerk örgütlenen bir yapıları olduğuna vurgu yapan Ayşe, bu örgütlenmenin partinin tamamına perspektif verdiğinin altını çizdi. Ayşe, kadın mücadelesinin sadece kadın cephesinden yürütülmediğini kaydederken, erkek egemen siyaseti de dönüştürme iddiasını taşıdıklarını dile getirdi. Taşıdıkları sorumluluk gereği içte de mücadele yürüttüklerini söyleyen Ayşe, “Erkek egemenliğine, geliştirilen iktidar anlayışına, kadına biçilen role karşı durmaksızın bir mücadele yaklaşımımız var. HDP’ye kotadan değil, eşit temsiliyetten başladık. Önceden kotalar denenmişti ve kotaların kısmen çözüm olduğunu ama eşit temsiliyet olmadan, toplum içerisindeki eşitsizliğin, parti içerisinde de ortadan kaldırılmadan ileri bir sıçrama söz konusu olmayacağı için eşit temsiliyetten başladık. Her yerde kadın bakış açısını, kadın iradesini ortaya koyuyoruz. Kadın bakış açısıyla nasıl bir siyaset yürütüldüğünün müdahili ve müdahalecisi de oluyoruz. Sadece kendimizle ilgili değil toplumla ilgili de görüş, öneri ve kararlaşmalarımız oluyor” diye konuştu.

‘Kadının içinde olmadığı sistem demokratik değildir’

“Kadına yönelik şiddet keskin bir şekilde karşısında durduğumuz suç tipidir” diyerek partilerinin kadına yönelik şiddeti kabul etmediğini net bir şekilde ifade eden Ayşe, “Şiddeti kimin yaptığına, amasına, lakinine bakmıyoruz. Bizim açımızdan çok net bir ilke vardır. Partinin herhangi bir mekanizmasında yer almanın öncelikli koşullarından biri, kadına yönelik suç işlememiş olmak. Kadına yönelik suçlar sadece şiddet değildir ya da şiddet sadece fiziki şiddet değildir. Kadına yönelik her türlü ayırımcı tavır, davranış, yaklaşım, yönelim bizim açımızdan kabul görmez. Kadının özgürleşmediği bir toplumun özgürleşmesini bekleyemezsiniz ya da kadının içinde olmadığı bir sistemi demokratik olarak yorumlayamazsınız. Kadın bakış açısı yoksa burada iktidarlaşma, militarizm, faşizm gelişir. Kadınların her yerde, özgür bir biçimde olmasını savunduğumuz bir partiyiz. Mücadelemizi kendimizden tüm topluma yaymaya çalışıyoruz. Toplumu dönüştürme iddiasını taşıyoruz” dedi.

‘Bu bir savaş bilançosudur’

İktidarın bakış açısına işaret ederken, kadın özgürlükçü bir sistem istemediğini kaydeden Ayşe, sözlerine şöyle devam etti: “Biz nasıl ki toplumu özgürleştirmeye kadının özgürlüğünden başlatıyorsak, iktidar da faşizmi kurumsallaştırmaya çalışıyor, militarizmi örgütlüyor, savaşçı bir politika izliyor. Militarizmi geliştiren cinsiyetçiliktir. Savaşı geliştiren erkek egemenliğidir. Bunların da öncelikli adımı, kadını siyaset ve toplumsal yaşamdan uzaklaştırmaktır. Kapitalizm, ilk kadının emeğini, bedenini sömürmüştür. Sistem açısından en tehlikeli görünen mücadele kadın mücadelesidir. Bir gün içerisinde 4 kadın yaşamını yitiriyorsa, biz buna olağan bir süreç gibi bakamayız. 12 saat içinde 2 kadın, bir ay içinde 21 kadın katledilip 8’i şüpheli bir şekilde yaşamını yitiriyorsa bu bir savaş bilançosudur. Bugün koronadan daha tehlikeli bir hastalık, erkekliğin toplum içerisinde örgütlenmesidir. İktidar şiddeti, tacizi Kürtler üzerinde asker ve polisler aracıyla bir savaş aracı haline getiriyor. Şiddet karşısında polise başvuran kadınlara polisin ‘Bir kereden bir şey olmaz’ diyerek eve göndermesinin ardından o evden kadının cenazesi çıktı. İktidar, pandemi döneminde kadınlara ‘evde kalın’ dedi ama kadınlar için evler en büyük tehlike alanlarıydı. Şiddet butonları cankurtaran butonlar değil. Çünkü karşı taraf duymuyor bunu.”

‘Kadınlar 25 Kasım ruhuyla sokakta’

İktidarın elindeki medya ve yayın organlarıyla cinsiyetçiliğin örgütlendiğinin altını çizen Ayşe, tüm reklamlarla pekiştirilen cinsiyetçi rollere işaret etti. Ayşe, bunların iktidar için “makul ve makbul kadının resmi olduğunu” kaydederek, diyanet ve bakanlık gibi kurumlar tarafından da beslendiğini aktardı. Tüm bunların toplumda kadın kırımının bir göstergesi olduğunu kaydeden Ayşe, “İktidar kadınlara 2 seçenek sunuyor: Ya evin içinde tüm şiddet sarmalına karşı emeğinizin sömürülmesini, fikrinizin yok sayılmasını kabul edeceksiniz ya da şiddetle yüz yüze kalacaksınız. Kadınlar, büyük bir ekonomik şiddetle de karşı karşıya. Kadınlar kazanımlarına dört elle sarılıyor. Bu 25 Kasım kadınlar için çok önemli. Çünkü kadınlar, şiddetin farkındalar. Kadınlar, pandeminin başından beri 25 Kasım ruhuyla sokaktalar” dedi.

‘Kadınlar kaderlerine razı değil’

60 yıl önce 25 Kasım’da Dominik’te tecavüz edildikten sonra katledilen Mirabal Kardeşler’e de atıfta bulunan Ayşe, “Bugün tüm kadınlar için mücadele öncüsü olarak kabul edildiler. Türkiye’de de benzer şeyler yaşanıyor. Kadınlar kaderlerine razı değil. Kadınlar kendilerinden çalınanın bir kısmını geri aldılar ama daha alacak çok şeyleri var. İnancımızı koruyor ve başardığımızı biliyoruz. Kafalarındaki tarihsel planları kadınlar ters yüz ediyor. Kadınlar 100 yıllık politikaları, verdikleri mücadelelerle değiştiriyor. Mücadelelerin öncülüğünü hep kadınlar yapmıştır. En yakınımızda olan Rojava’da kadınların öncülüğü, karanlık güçlere geri adım attırdı. Kadınların her anı mücadeleyle doludur” şeklinde konuştu.

‘Mücadeledeyiz çığlığını yükselteceğiz’

7 Kasım’da 25 Kasım etkinliklerinin startını verdiklerini dile getiren Ayşe, erkek ve devlet şiddetine karşı alanlarda olacaklarını belirtti. Ayşe, sokak sokak, ev ev, mahalle mahalle gezerek kadınlarla bir araya geldiklerini ifade ederek, “Kadınlarla mücadele ve dayanışmayı ortaklaştırıyoruz. 25 Kasım’da da Türkiye ve Kürdistan’da kitlesel kadın yürüyüşleri gerçekleştireceğiz. ‘Mücadeledeyiz’ çığlığını yükselteceğiz. Belki bu bir anda şiddeti durdurmayacak ama dayanışma ve mücadelenin bu şiddet sarmalını kırmak için çok önemli bir yöntem olduğunu düşünüyorum. İktidarın kadınlara yönelik düşmanca politikalarını teşhir edeceğimiz bir 25 Kasım olacak. İktidarın bu politikalarına mecbur değiliz. Kadın özgürlükçü sistem alternatifimiz var. Tek yapmamız gereken daha fazla mücadele etmek. Kadın kimliğimizle, kadın düşmanı politikalara karşı yüksek sesle haykıracağımız bir 25 Kasım olacak. Bu vesileyle tüm kadınları 25 Kasım’da dayanışma ve mücadeleyi büyütmeye çağırıyorum” sözleriyle 25 Kasım’da alanlara çıkma çağrısı yaptı. (Jin News)