HDP'li İpekyüz: Dolardaki her 10 kuruşluk artış borç yükünü 14 milyar TL artırıyor | JIYAN HABER

JIYAN HABER

HDP’li İpekyüz: Dolardaki her 10 kuruşluk artış borç yükünü 14 milyar TL artırıyor

HDP’li İpekyüz: Dolardaki her 10 kuruşluk artış borç yükünü 14 milyar TL artırıyor
157 views
29 Ekim 2020 - 15:43

HDP Milletvekili Necdet İpekyüz, Dolar kurundaki artışla birlikte Kamu Özel İşbirliği (KOİ) projelerinin hazineye getirdiği ek yüke dair çalışmalarını paylaştı.

BMM’de bütçe maratonu başladı. Cumhurbaşkanlığının hazırladığı 2021 bütçe teklifinin görüşmelerine Plan ve Bütçe Komisyonu’da devam ediliyor.

Peki, bütçe ağır ekonomik koşullara çare olabilecek mi? Pandemi koşullarında halk sağlığı için yeterli bütçe ayrıldı mı? Kaynaklar nereye gidiyor?

Bu soruları, HDP Batman Milletvekili ve TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi Necdet İpekyüz, Artı Gerçek’ cevapladı.

Aynı zamanda bir hekim olan, bölgedeki tabip odalarında başkanlık ve Türk Tabipleri Birliği Merkez Konsey üyeliği de yapan İpekyüz, “Sağlık Bakanlığı bütçesinin büyük bir kısmı şehir hastanelerinin kira, mutfak, temizlik, röntgen çekimi, laboratuvar hizmetleri vs sunan firmalara gidiyor” diyor. Doların artmasıyla birlikte Kamu Özel İşbirliği (KOİ) projelerinin hazineye getirdiği ek yüke dair çalışmalarını da paylaşan İpekyüz, “Maliye Bakanı ‘Dolara bakmıyorum’ diyor ama tüm bu sözleşmeler Dolar üzerine” diyor. İpekyüz’ün verdiği bilgiye göre, dövizde meydana gelen her 10 kuruşluk artış verilen ödeme garantilerinde borç yükünün 14 milyar TL artmasına sebep oluyor.

HDP Batman Milletvekili Necdet İpekyüz’ün bütçe ve pandemiye dair Artı Gerçek’in sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

‘SARAYIN VE SERMAYENİN BÜTÇESİ’

2021 bütçesi pandeminin de getirdiği ağır ekonomik koşullarda, hatta yoksulluk ve işsizlik intiharlarının yaşandığı bir dönemde hazırlandı. 2021 bütçesi yoksulluğa çare olabilecek mi?

2021 bütçesinde öyle bir niyetleri yok. Türkiye’de giderek artan bir yoksulluk, işsizlik, yolsuzluk var. Bütçede ise bunu düzeltmeye yönelik bir tablo yok. Yoksulluk artıyor, işsizlik artıyor, sağlık açısından ise intihar, stres, depresyon gibi şikâyetler artıyor. İnsanlar perişan vaziyette ve bu kötü tablonun üzerini örtmek için pandemiyi öne sürüyorlar. Bu sıkıntılar sadece pandemiden dolayı olmuş olsaydı – ki etkisi mutlaka vardır- yurttaşa yönelik kolaylaştırıcı yollar geliştirildi. Türkiye toplumunun yüzde 99’u sıkıntı içerisinde yaşarken, daha çok yoksullaşırken, yüzde 1 ise daha zengin oluyor. Bütçede ise bu tabloyu değiştirecek bir politika/tercih yok. Yoksulu, açlık sınırının altında yaşayanları, gençleri, kadınları, emeklileri, esnafı, çiftçiyi, işsizi düşünen bir yaklaşım yok.

Zaten yaptıkları bütçeden emin olsalardı bütçeyi kamuoyunun önünde tartıştırır, sivil toplum kuruluşlarının katılımına izin verirlerdi. Toplantıları yayınlayalım kamuoyu izlesin, diyoruz ama bırakın yayınlamayı neredeyse basın mensuplarını içeri almıyorlar; danışman arkadaşlarımızın içeri girmesine sıkıntı çıkarıyorlar.

Meclisin TV’den yayınına da izin vermiyorlar. Bu neyin göstergesi; kendileri de bu bütçeye güvenemiyor. Bu bütçe Saray’ın bütçesidir, sermayenin bütçesidir. Performans Esaslı Bütçe diye bir tanım getirdiler. Sorgulama imkânı sunan verileri göremiyoruz. 68 maddelik bir cetvel açıkladılar, daha şeffaf olması gerekirken daha da görünmez bir hal aldı veriler. Biz otoyollara, köprülere, şehir hastanelerine, havaalanlarına ne kadar para veriyoruz artık bunları görme imkânımız yok maalesef.

Bu bahsettiğiniz kalemlere yapılan harcamaları kesin hesap cetvellerinde görebilecek miyiz?

Orada da göremiyoruz.

Nasıl öğreneceğiz?

İşte sorun da bu, açıklamıyorlar. Daha önce de bu minvalde sorularımıza “ticari sır” yanıtı verdiler. Siz sağlık kurumlarını işletmeye dönüştürürseniz, oraya başvuran hastaları müşteri gibi görürseniz “ticari sır” der, gizlemeye çalışırsınız. Oysa sağlık gibi eğitim gibi kamusal olması gereken tüm harcamaların şeffaf olması lazım. Çünkü bütün bunlar halkın vergileriyle karşılanıyor ama hepsi maalesef gizli.

Kamu Özel İşbirliği Projeleriyle ilgili bir çalışma yaptık. Dövizde meydana gelen her 10 kuruşluk artış verilen ödeme garantilerinde borç yükünün 14 milyar TL artmasına sebep oluyor. Çünkü firmalarla yapılan sözleşmeler döviz bazlı.

Nasıl yani? Çalışmanın detaylarını paylaşabilir misiniz?

Mesela Yavuz Sultan Selim Köprüsü… Açıldığı tarih 26 Ağustos 2016. Sözleşmeye göre araç başına
garanti tutarı 3 Dolar + KDV. 2017-2019 yılları arası ABD enflasyonu yüzde 5. 2021 için garanti tutarı 3+16 Dolar + KDV. Dolar 6 lira iken araç başına yaklaşık 19 TL ödeniyordu, şu an dolar 8 lira oldu. Araç başına 27-28 lira olmuştur. Günlük 135 bin araç garanti etmişiz.

Osmangazi Köprüsü için araç başına garanti tutarı 35 Dolar + KDV. Günlük garanti edilen araç sayısı 95 bin. Şehir hastaneleri, ulaştırma projeleri ve nükleer enerji projesi için taahhüt edilen toplam para 142,8 milyar dolar. Maliye Bakanı ‘Dolara bakmıyorum’ diyor ama tüm bu sözleşmeler Dolar üzerine. Mayıs başında Dolar 7 lira iken, bu toplam taahhüt edilen miktarın TL karşılığı 1 trilyonu geçiyordu. Kamu özel işbirliği borçları dolar 3,76 lira olduğunda 537 milyar TL idi. Şimdi taahhüt artışı yeni fiyat ile beraber 464 milyar artmış. Dolar kurundaki her 10 kuruşluk artış Hazinenin borç yükünü 42 milyar TL arttırmaktadır.

Pandemi dönemindeyiz. Pandemi koşullarına göre hazırlanmış bir sağlık bütçesinden söz edebilir miyiz? Sağlık Bakanlığı bütçesi hangi kaynaklara ayrılmış durumda?

Pandemi sürecinde halkın sağlığını korumayı öncelleyen bir bütçe hazırlanmalıydı. Biz herkesin eşit, ücretsiz, nitelikli, anadilinde sağlık hizmeti alması gerektiğini söylüyoruz. İktidarın sağlığa bakış açısı; lüks hastanelerde insanların sermayeye para kazandırdığı bir anlayış. Sağlıklı bir toplumda insanların hastaneye başvuru sayısının az olması makbuldür. Siz yoksulluğu, açlığı önlemezseniz, insanların sağlıklı konutlarda yaşamasına olanak sağlamazsanız, temiz içme suyuna ulaşma imkânı sunmazsanız, yani insanlar iyi beslenemezse sağlık sorununu çözemezsiniz. Bu ülkede asgari ücret açlık sınırının altında. Böyle bir ortamda sağlıktan söz etmek çok mümkün değil. Bu ülkede sağlıktan bahsettiğimizde akıllara sadece hastalık geliyor.

Pandemide de önemli olan insanların hastaneye başvurularını azaltmaktır. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın diyor ki, Saray’da günde 3-4 tane test yaptırıyoruz. Ama yurttaş test yaptıramıyor. Siz temaslılara test yapamıyorsunuz, bunu yapmadığınız sürece insanları koruyamazsınız, hastalığı azaltamazsınız.

Sağlık Bakanlığı bütçesinin büyük bir kısmı şehir hastanelerinin kira, mutfak, temizlik, röntgen çekimi, laboratuvar hizmetleri vs sunan firmalara gidiyor. Koruyucu sağlığa herkesin daha eşit şekilde nasıl erişeceğine dair bir bilgi yok elimizde. Türkiye’de kamuya ilaç ve medikal malzeme veren firmalar vermek istemiyor, çünkü paralarını alamıyorlar. Grip aşısının nasıl verileceği hâlâ meçhul. Bu süreçte  en büyük emeği harcayan sağlık çalışanlarıyla ilgili doyurucu bir bilgi yok. Alkış deniliyordu, Covid-19 nedeniyle yaşamını yitiren sağlık emekçileri meslek hastalığı statüsüne bile alınmadı.

Test yapılmıyor, aşı yok, ilaç firmaları ilaç vermiyor, dediniz. Bunlar için kaynak mı yok?

Kaynak var ama tercihler başka yönde. Kaynak var, kaynağın büyük kısmı sözleşmeli kurumlara gidiyor. İşletme mentalitesi ile yaklaşıyorlar. Sağlığı giderek özelleştirdiler. Kamu niteliğinde olsaydı bugün hepimiz test yapabilecektik, filyasyon hizmetleri olacaktı, birinci basamak hizmetleri iyi çalışacaktı, maske dağıtabilecekti. Pandemi de nasıl ki salgın değil algı yönetiliyor, bütçede de öyle. Her şey kötü gidiyor fakat güllük gülistanlıkmış gibi sunuluyor.

İnsan hayatını geriye alma şansınız yoktur. Bu sebeple sağlığa yönelik tercihler insan yaşamının devamını sağlamak yönünde olmalıdır. Pandemi başında açıklanan tüm paketler sermayeyi korumaya yönelikti ancak birinci öncelik insanın devamı olmalı. Ülkede ekonomik eşitsizlik varsa, bütçe hakça bir şekilde paylaşılmıyorsa, kaynakların büyük bir kısmı silaha/güvenlikçi politikalara ayrılıyorsa zaten sağlıksız bir ortam var demektir. Sağlığın tanımı fiziksel, ruhsal, sosyal, siyasal açıdan tam iyilik halidir. Türkiye şu an halk sağlığı açısından ciddi bir problem ile karşı karşıyadır.

‘SAĞLIK AÇISINDAN BÖLGE DAHA DEZAVANTAJLI’

Aynı zamanda bir hekim olarak özellikle de salgının bölgedeki seyrini nasıl görüyorsunuz?

Şu an tekrar artmaya başladı. Yaz aylarıyla beraber “normalleşme” sürecini başlattılar. Ekonomik kaygılarla AVM’leri açtılar, turizm sektörünü canlandırmak için insanları krediye yönlendirdiler ama bu şekilde hastalık daha da arttı. Dolayısıyla ekonomiyi sağlığa tercih ettiler. Bu zamanda bölgede de ciddi bir artış oldu. Bölgede salgını önlemek için ciddi bir çalışma yürütülmedi. Sağlık kurumları yetersiz kaldı. Sağlık çalışanları çok zor şartlarda çalışmaya mecbur kaldı, tükenmişlik yaşadılar. Batman merkezden ilçelere, çevre illere hastalar gönderilmek zorunda kalındı. Her gün bölgeden üç dört kişi arayıp hastanede yer olmadığını ne yapmaları gerektiğini soruyor. Sağlık emekçileri arıyor, ağır çalışma şartlarından şikâyet ediyor.

Bölgede en başından itibaren anadilinde insanların nasıl kendini koruyacağına dair bilgilendirme dahi yapılmadı. Üstüne pandemi fırsata dönüştürüldü, kayyımlar atandı.İnsanlar çalışmak zorunda, evde kal demekle olmuyor. Biz parti olarak da dayanışma kampanyası başlattık, fakat kardeş aile kampanyasına da bir yığın suçlama getirildi. Cumhurbaşkanlığının başlattığı “Biz Bize Yeteriz” kampanyasında toplanan paraların ise nereye gittiği bilinmiyor. Bu süreç şeffaf bir şekilde yürütülmedi. Sağlık Bakanlığı hâlâ vakanın, hastanın tanımını yapmış değil. Ölümler her yerde artıyor. Batman’da, Siirt’te, Mardin’de, Diyarbakır’daki ölüm sayıları açıklanan rakamların çok çok üzerindeydi.Sağlık açısından bölge daha dezavantajlı. İstanbul’da 45 günde hastane bitirdik deniliyor, Batman’da 10 yıldır bitmeyen hastane var.

TÜRKİYE BÜTÇESİNİN YÜZDE 11’İ SAVUNMA HARCAMALARI’

Savunmaya ayrılan pay her yıl için tartışma konusu olur. 2021 bütçesi için durum nedir? Somut olarak savunmaya ne kadar pay ayrılmış durumda?

Tabii verilere şeffaf bir şekilde ulaşamıyoruz ama bu bütçe de diğerleri gibi, savunma ve güvenlik bütçesidir. Savunma harcamalarını giderek kamufle ediyorlar. Mesela örtülü ödeneğin nereye gittiğini bilmiyoruz. Geçen yıl bütçe görüşmeleri sırasında dışarıdaki paramiliter güçlere, ÖSO’ya giden  paraların miktarını ve hangi bakanlıktan karşılandığını sorduk. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, benim bakanlığımdan verilmiyor, dedi. Ama bir yerlerden gidiyor bu paralar. Örtülü ödenekten mi?

Bilemiyoruz. Çeşitli kurumlarda hane halkı gideri diye başlık açmışlar, vatandaşa destek diye başlık açmışlar ve o başlıklar altında muhtemelen kamufle etmeye çalışıyorlar. Milli Savunma Bakanlığı, Emniyet, Jandarma, İçişleri Bakanlığı, MİT, Sahil Güvenlik, Milli Güvenlik Kurulu’na ayrılan toplam bütçe 148,5 milyar lira. Bu savunma ve güvenlikçi politikalar için sadece görebildiğimiz miktar. Türkiye bütçesinin yaklaşık yüzde 11’ine tekabül ediyor.

Türkiye içeride ve dışarıda güvenlikçi politikaları gündemde tuttuğu için kimse hesap da soramıyor. Soru soran “bölücü”, “hain” gibi suçlamalarla karşılaşıyor. Türkiye’de artık silah üretimi var mesela. Bunlarla ilgili verilere ulaşamıyoruz. Bazı kurumların yaptığı harcamalar denetimden muaf tutuluyor. Cumhurbaşkanlığına bağlı bazı kurumların harcamaları da öyle.

‘MALİYE BAKANLIĞI’NIN YÜZDE 16’SI FAİZE GİDECEK’

Türkiye’nin yüklü miktarda faiz ödemesi yaptığı da biliniyor. Faize giden miktar ne kadar?

2021 yılında 180 milyar TL faiz ödemesine ayrılmış. Hazine ve Maliye Bakanlığı önümüzdeki yıl merkezi bütçe gelirinin yüzde 16,3’ünü faize aktaracak. Bu, birçok bakanlığın bütçesinden fazla. İktidar dışarıdan yüksek faizle borçlanıyor ve nereye gittiğini bilmediğimiz yerlerde kullanıyor.

‘BÜTÇENİN YÜZDE 85’İ VERGİLERDEN OLUŞUYOR’

Vergiler bakımından halkı nasıl bir yıl bekliyor?

Türkiye’de en fazla vergiyi veren ücretliler. Yüzde 40’a yakın vergi veriyorlar. Geçen hafta gündeme gelen bir teklif ile Cumhurbaşkanına vergileri düşürme yetkisi verildi. Bu dönemde pandemi de bahane edilerek vergi afları çıkarılıyor. Ama bu aflar ücretliler için geçerli değil, daha çok sermaye için çıkarılıyor. 2020 bütçesinde öngörülen verginin büyük bir kısmı toplanamadı, 2021 bütçesi için gelirin yüzde 85’inin vergilerden karşılanması hedefi koymuşlar. Bu para hepimizin cebinden çıkacak. Sermaye gruplarına ise muafiyet, indirim, borç öteleme, kolaylık sağlıyorlar. Siz vergiyi çok kazanandan çok az kazanandan az alırsanız bütçeyi sağlıklı yönetirsiniz. Burada yüzde 99’dan çok, yüzde 1’den az vergi almak istiyorlar.

‘HAKÇA PAYLAŞIMIN OLDUĞU BİR BÜTÇE HAZIRLAYACAĞIZ’

Böyle mi olmak zorunda peki, HDP nasıl bir bütçe hazırlardı?

Biz öncelikle halkın çıkarını gözeten bir bütçe hazırlardık. Bu bütçe de hepimizin bütçesi olurdu, sadece yüzde 1’in değil. İşçinin, emeklinin, ataması yapılmayanların, EYT’lilerin, işsizlerin, kadınların bütçesi olurdu. En başta barışa hizmet eden bir bütçe hazırlardık. Huzurun olduğu, barışın olduğu her yerde ekonomi de kalkınır. Mesela 2013’de daha fazla yurtdışından yatırım gelmiş ama bu yatırımlar giderek azalıyor. Bizim bütçemiz barışçıl, özgürlükçü olacaktır. Emekçinin, esnafın, çiftçinin yanında olacağız. Bölgeler arası eşitsizliği kaldıran, sağlığı, eğitimi, kadını önceleyen, sosyal güvenlikte hakça bir politika izleyen bir bütçe yapacağız. İnsan onuruna yaraşır bir yaşamı sağlayan asgari ücreti sağlayacağız. Biz asgari ücretin en ez 4 bin lira olması gerektiğini söylüyoruz.

Bu kadar konuşuyoruz da, kaynak var mı yok mu?

Kaynak niye olmasın. Silaha, yolsuzluğa, şirketlere, otoyollara, havaalanlarına, köprülere ve hepimizi zarara uğratan sözleşmelere harcama yapmazsak kaynak bulmak kolay olacaktır. Bir de çıkıp ‘bize beş kuruş maliyeti olmayacak’ diyorlar, iyi de maliyeti size olmuyor, bize oluyor.

Tercihimizi bunlardan yana koyacağız. Bu kadar israf olmamalı. Bu kadar şatafat kabul edilebilir değil. Mesela kamu da bu kadar çok araç varken hâlâ araç kiralıyorlar. Her yere devasa, büyük büyük binalar yapılıyor. Oysa ki büyüklük insanların mutlu yaşamasıdır, sağlıklı, iyi yaşamasıdır. Her yerde yolsuzluk var, bunun önlenmesi lazım. HDP’li belediyelerde eşbaşkanların odasının yanında müfettişler otururdu ve her kalemi denetlerlerdi ama hiçbir şey bulamadılar. Fakat kayyımlar geldi; baklavaya, makam odalarına, çereze milyarlar harcadılar. Kayyım atanan bütün belediyelerde yolsuzluk var. Vatandaşın iradesini gasp ediyorsunuz ve üstüne üstlük vatandaşın parasını savuruyorsunuz.

Türkiye’de artık herkes biliyor, ihaleleri belli firmalar alıyor. Yandaş dernek ve vakıflara paralar aktarılıyor. Bunlara son vermek lazım. İşte biz kaynağı buralardan bulacağız. Hakça paylaşımın olduğu, şeffaf bir bütçe olacak.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.