Figen Yüksekdağ soruları yanıtladı | JIYAN HABER

JIYAN HABER

Yüksekdağ: HDP’ye her saldırdıklarında kendileriyle birlikte ülkeyi derin uçurumlara sürüklüyorlar

Yüksekdağ: HDP’ye her saldırdıklarında kendileriyle birlikte ülkeyi derin uçurumlara sürüklüyorlar
209 views
04 Kasım 2020 - 12:57

HDP eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, HDP’nin 4 yıl boyunca direnenlerin yenilmeyeceğini gösterdiğini belirterek, “Meşrutiyet kavrayışı ve haklılığını her türlü zulmün üstünde tutan ruh hali, bu 4 yıl boyunca teslim alınmayan bir sosyal bilince dönüştü” dedi.

Meclis Genel Kurulu’nda 20 Mayıs 2016’da dokunulmazlıkların kaldırılmasının ardından Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) yönelik 4 Kasım 2016’da düzenlenen operasyonun üzerinden 4 yıl geçti. Tarihe “4 Kasım Siyasi Darbesi” olarak geçen operasyon kapsamında partinin eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş ile milletvekilleri gözaltına alınarak tutuklandı. Siyasetçiler hakkında yargılamalar devam ederken, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen “Kobanê soruşturması” kapsamında bir yıl önce Yüksekdağ ve Demirtaş hakkında ikinci tutuklama kararı verildi.  

Kandıra 1 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan Yüksekdağ, “4 Kasım Siyasi Darbesi”, HDP’ye yönelik operasyonlar, antifaşist blok çağrıları ve güncel gelişmelere dair Mezopotamya Ajansı’nın (MA) sorularını yanıtladı.

 “Ana dava” kapsamında tutuklusunuz, 6 yıl sonra “Kobanê soruşturması” kapsamında aynı iddialarla hakkınızda yeniden tutuklama kararı verildi. Aynı iddialar, yeni soruşturmalar, ikinci tutuklama… 6 yıl sonra “Kobanê soruşturması” ne anlama geliyor?  

Kobanê operasyonu her şeyden önce AKP-MHP iktidarının nafile çabalarından biri. HDP’nin siyasi etkisinin kırılmadığını, dahası gittikçe anahtar rolünün belirleyici hale geldiğini gördükçe zıvanadan çıkıyorlar. Güya yargı-hukuk kılıfına sokarak, meşrulaştırmaya çalıştıkları siyasi saldırı operasyonlarında akıl, mantık, muhakeme; hiçbir şey aramaz hale geliyorlar. 6-8 Ekim gerekçeli tutuklama ve siyasi linç saldırı da böyle. Onların zulümlerini artırmak, üç kuruşluk yargıya-hukuka güveni de harcamak dışında ne işe yarayacak? Hala kendilerince ‘Daha çok vurdukça öldürürüz’ belki diye düşünüyorlar herhalde. Faşizm böyledir; anlama kabiliyeti yoktur. Sadece deneyimledikçe mecburen öğrenir. HDP’nin ve onun temsil ettiği siyasi, insani değerlerin bugüne kadar olduğu gibi bugünden sonra da vurmakla ölmediğini, aksine yaşam istencinin, enerjisinin yükseldiğini mecburen öğrenecekler artık. 6 yıl önce iktidarın FETÖ’cü ortaklarıyla birlikte işlediği suçları bugün bizim üzerimize yıkma, esas olarak da ‘O kadar söyledik, eyledik; Kobanê niye düşmedi’ davasıdır karşımızdaki. Saray doğrudan kendisi bakıyor bu tür davalara. Bence yargı kurumlarının çok söz söyleyecek tarafı da kalmadı. Gözümüzün önünde en yüksek mahkeme başkanı, üyesi, prestiji ‘pataklanırken’ daha ne diyebiliriz ki ama kendi adımıza tarihi bir yargılama sürecinde olduğumuzu söyleyebiliriz. Bizim, iktidarı ve halklarımıza böylesi bir zulmü, haksızlığı, riyakarlığı reva görenleri yargıladığımız bir süreçtir bu. Utanmasalar Selahattin Bey ve beni son operasyonda yeniden tutuklayacaklardı. Güler misin, ağlar mısın. Yargılama süreci diye bir şey yok. Hukuk, kural, kriter, mantık, etik, öngörülebilirlik hepsi saraya paspas olmuş durumda.  

 Operasyona dair gözaltı işlemlerinin devam ettiği 29 Eylül’de yargılandığınız Ankara 16. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti tarafından incelenen “Kobanê soruşturmasına” ilişkin mükerrer olduğuna dair rapor hazırlandı. Ancak tutuklama ve gözaltıların ardı arkası kesilmedi. Türkiye’de hukukun geldiği noktaya buradan bakarsak, neler söylersiniz? Utanmasalar Selahattin Bey ve beni son operasyonda yeniden tutuklayacaklardı. Baskın ve gözaltıların olduğu sabah arkadaşlar seslendi; ‘Sizin hakkınızda da yakalama kararı varmış, haberler öyle diyor’ dediler. Tam güler misin, ağlar mısın durumu. Ben ‘ha iki olmuş ha üç; bir kere daha tutuklasınlar, şansımız yürüsün bari’ diyerek, güldüm tabi. Düşünün artık bunları yaşıyoruz. Yargılama süreci diye bir şey yok aslında. Hukuk, kural, kriter, mantık, etik, öngörülebilirlik hepsi saraya paspas olmuş durumda. Hakkımızda tek bir gerçek suç isnattı bulamazlar ki; bu nedenle her gün daha fazla siyasi kasıt ve intikam dosyalarına boğuluyor davalarımız. Mükerrer olduğunu bilmelerine rağmen, kendi mahkemelerine, savcılarına da operasyon çekiyorlar. Ana davalara müdahale edip, Kobanê fezlekesini çekip aldılar. Kafalarına göre başka bir dosya yaptılar mesela. Güya yeni delil, tanık filan varmış. Biz biliyoruz o delilleri, tanıkları. 6 yılda yeni bulmuşlar herhalde. Bizi ve herkesi aptal yerine koyduklarını düşünmüyorum. Daha çok zeka seviyeleriyle ve kendilerine saygılarıyla ilgili bir sorun var. Ama ‘Var mı bize yan bakan’ kabadayılığıyla ülke yönettikleri ve maalesef karşılarında ‘Var, ne olacak’ diyen fazla kimse de kalmadığı için her türlü abesliği normal görüyorlar. Bu koşullarda Türkiye’de formel, genel geçer hukuktan söz etmek mümkün bile değil. Yeni bir saray hukuku oluştu. Onun da nasıl işlediğini görüyorsunuz. Mevcut, yazılı hukuk sistemi, kuralları, kurumlarıyla çelişen durumlarda direkt saray devreye giriyor, Erdoğan müdahale ediyor. Kanunlarla, KHK’lerle duruma ve ana göre çıkarılmış geçici yasalar ya da doğrudan Cumhurbaşkanı talimatlarıyla sistem işliyor. Bir tür geçiş hukuku devrede. Ama demokrasiye geçiş değil tabii, tam diktatörlüğe… 

Mahkeme heyeti dahi sizin bırakılmanız halinde ülkeden gitmeyeceğinize dair hemfikirken tutukluluğun sürdürülmesi ne anlama geliyor?  Mesele yurtdışına gitme şüphesi olup-olmaması değil. Fırsatı varken gitmediğimizi, gitmeyeceğimizi zaten biliyorlar. Heyet içerisinden kısmen bu gerçek teyit edildi sadece. Ama yer yer bazı gerçeklerin vurgulaması, hukuku gözetme görüntüsünün arada bir belirmesi mevcut tabloyu, sonucu değiştirmiyor. Biz yine haksız biçimde hapisteyiz ve yargı yine talimatla ya da özel müdahalelerle çalışıyor. Dünya alem bizleri kimin tutukladığını, kimin üst yargı kurumlarının kararlarını da çiğneyerek bırakmadığını biliyor. Saray iktidarı siyasi hesabını yargı aparatı üzerinden görmeye devam ettiği sürece de durum değişmez. Yargı bileşenlerinin de tümden masum ya da inisiyatifsiz olduğu söylenemez. Sonuçta bu ülkede bir parti genel başkanının önünde düğmesiz, cübbesini iliklemeye çalışan yüksek yargı mensupları, terfi almak için bize ceza verme yarışına giren yargıçlar, saraya tekmil verip, talimat aldığını gizlemeyen başsavcılar var. Bunlar yeni değil tabii, önce de vardı. FETÖ’ye çalıştığı söylenen 4 bin kadar yargı mensubu kimi hapiste, kimi kaçakta kimi de meslekten men edilmiş durumda. İktidar güçleri son yıllarda en çok yargıya oynuyor. Daha doğrusu yargıyla oynuyor. Bugün de oyunun son perdesini izliyoruz. 

4 Kasım operasyonuna gelecek olursak. 4 yıl geçti, sonuç alındı mı?  En birincil amaçları tek başına iktidar olma gücüne ulaşmaktı. 7 Haziran sürecinde ‘Verin 400 milletvekilini bu iş bitsin’ diyorlardı. Olmayınca adeta savaş açtılar ve yine sonuç alamadılar. MHP desteğine muhtaç kalma koridoruna da böyle girdiler. Bir süredir hiçbir eksiğe-zaafa ortak olma sorumluluğu üstlenmeyen MHP’nin, pamuk ipliğine bağlı ortaklığıyla varlıklarını sürdürüyorlar. Dikkat edin 4-5 yıllık süreç boyunca bize her saldırdıklarında bir adım-beş adım gerilemişler. Son yerel seçim başarısızlıklarının kaynağında da HDP’nin düşmanlığı vardır. Bugün ise bir taraftan HDP’ye yeni siyasi soykırım operasyonları düzenlerken, diğer taraftan Cumhur İttifakını toplayıp, çarpmasına rağmen yeterli iktidar çoğunluğuna ulaşamıyor. Artık rızayla değil, doğrudan zorla iktidarda kalma hamleleri yapan ve tarihin, toplumun başına bela olan bir siyasi sulta durumuna geldiler. Elbette en çok zararı da halklar, kadınlar, işçiler, emekçiler gördü. HDP’ye her saldırdıklarında kendileriyle birlikte ülkeyi derin uçurumlara sürüklüyorlar. Yaşanan ekonomik, siyasi, insani krizin en önemli nedeni politik özgürlüklerin bu kadar dibe vurmuş olmasıdır.  Toplumda oluşan tahribatı onarmak kolay olmayacak ama kritik bir eşikte cereyan edecek güçlü siyasi atılımlar çok hızlı ve etkili değişimlere yol açabilir. Bu değişimin başat öznesi de 4 yıldan fazla süredir devam eden ağır saldırılara rağmen direnen ve sağlamlığı sınanan HDP’dir. Siyasi rehine olarak hapiste tuttukları tüm halk temsilcileri bakımından da tasfiye etmeyi ya da hiç değilse etkisini kırmayı umdukları HDP’nin varlık ve duruşu bakımında da amaçlarına ulaşamadılar. Olay daha çok kin, hırs, nefret, intikam ve cezalandırma boyutunda. Ama bizler için hapiste yattığımız her gün birer onur madalyasıdır. Bizleri yıllardır buralarda rehin almaları, sanmıyorum ki sahip olduğumuz manevi huzura sahip olsunlar. Bugün de HDP’ye her saldırdıklarında kendileriyle birlikte ülkeyi derin uçurumlara sürüklüyorlar. Yaşanan ekonomik, siyasi, insani krizin en önemli nedeni politik özgürlüklerin bu kadar dibe vurmuş olmasıdır. Dolayısıyla hiçbir iktidar, hiçbir siyasi odak HDP’ye vurarak, yükselemez. Geldikleri nokta zulüm uygulamaları ve algı yönetimiyle durumu idare etmektedir. Yarın, öbür gün idare bile edemez duruma gelirler. Ama memleketin kaderi onlarla birlikte can çekişmek değildir. Nerdeyse her canlı varlığın ve ülkenin-toplumun bekasını kendi bekalarına zincirleyen böylesi bir iktidar zihniyeti karşısında halklarımızın kendi kaderini tayin hakkı ve mücadelesi çok hayati bir anlam taşıyor. Bu aynı zamanda bir toplumun kendine sahip olma mücadelesidir. HDP ise programı, politik çizgisi ve HDK gibi bir toplumsal yapıyla bağlaşıklığı açısından halkların tabandan gelişecek böylesi bir mücadeleyi taşıyabilecek en önemli güçtür.  

HDP, bu süreçte nasıl bir rol oynadı? HDP bu son 4 yıl boyunca her şeyden önce direnenlerin yenilmeyeceğini gösterdi. Bizler içeride, halklarımız, kadınlar, gençler, emekçiler dışarıda yavaş yavaş kısmi de olsa başarı sağlanabileceğini doğrudan deneyimledik. Ama en önemlisi rejimin ördüğü korku duvarlarının yıkılması bakımından HDP’nin başat rolü vardır. Toplumsal cesaretin uyandırılmasına, umudun, özgüvenin halkın bağrından yeşertilmesine hizmet eden politik odak oldu. Meşrutiyet kavrayışı ve haklılığını her türlü zulmün üstünde tutan ruh hali, bu 4 yıl boyunca teslim alınmayan bir sosyal bilince dönüştü. HDP’den koparamadıkları milyonlar bu bilincin oluşturduğu sosyal yapıdır ve farklı kesimlere de etki eder. Bu yanıyla HDP, Türkiye’nin toplumsal değişim potansiyelini bağrında muhafaza eden siyasi mihver durumundadır. HDP’nin 8 yıl boyunca oynadığı role dair daha çok şey söylenebilir ama en dikkate değer yanı geleceğe inancı temsil etmesidir. Kendisinden farklı ve ileri olanı gaddarca öğüten düzen karşısında tutunabilmesinin ve kapsamlı saldırılara rağmen yok edilmezliğini sırrı buradadır. Günü kurtarmak için HDP’yi ortadan kaldırmaya çalışanlar, onun dünün halk birikimi ve değerlerini, yarının sonuç ve olasılıklarını kapsadığını anlayamıyor. HDP konjonktürel bir siyasi mecradan ibaret değildir. Sadece parti ve temsiliyet merci olarak da görülemez. HDP halkların, kadınların, emekçilerin, doğa-insan dengesine dayalı yeni bir yaşam isteyenlerin demokrasiye, özgürlüklerine inanların tarihsel gelişim sürecinde büründüğü biçimdir. Bu toplumsal güç ve öz aynı zamanda bir dönemin ruhudur. Dolayısıyla HDP’nin özüne, ruhuna ve kendine durmaksızın yeni biçimlerde var eden sinerjisine kimse dokunamaz. 8 yıl boyunca, üstünlerin tekelindeki siyaset alanında yeni bağımsız bir kulvar açmıştır. Birleşik demokratik halk siyaseti kulvarının birincil gücü rolüyle, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da çok şey değiştirecek.

 “Kobanê soruşturması”na muhalefetin tepkisi oldu, yeterli miydi?  Evet, önceki süreçlere göre yanlışa yanlış demekte daha kararlı, omurgalı bir duruş sergilendi. Bu biraz da kaçınılmazdı tabii. Hem bazı politik süreçler olgunlaştı hem de hukuksuzluk öyle bir noktaya geldi ki; tepkisiz kalarak, onaylayanlar da onun hışmından kurtulamıyor. Önceden bize dönük her saldırıya sessiz kalarak, kendilerini koruduğunu ya da milliyetçi-sağ desteği arttırdığını düşünen muhalefet, İyi Parti’sinden CHP’sine farklı türde siyasi operasyonların, komplo ve manipülasyon hareketlerinin hedefi oluyor. Dokunulmazlıkların kaldırılması sürecinden bu yana formel hukuk, anayasaya uygunluk bakımından bile gerekli tepki sergilenmemişti. Sonuç ortada: İlaç niyetine bile olsa hukuk herkese lazım. Bu nedenle herkesin siyasi kaygılarını, hesaplarını bir tarafa bırakıp en azından kurallı, asgari bir hukuk işleyişinin sağlanması için tepkisini yükseltmesi gerekiyor. HDP zaten kimseden siyasi şefaat bekleyecek bir parti değil. Her saldırı karşısında bugüne kadar nasıl ayakta durduk ve gelişim yolundan ayrılmadıysak, halkımızın direnci ve değerlerine bağlılığıyla yine bunu başaracağız. Bu süreçte hukuk ve demokrasi adına herkes ne yaparsa kendine yapar. Tarihe yazılmış değil, kazınmış hakikatlerden bahsediyorum. Kobanê süreci böyledir. Bu hakikat, şu an kendisi en büyük sanan iktidar başta gelmek üzere kimsenin peşini bırakmaz.

 Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu da operasyonlara tepki gösteren isimler arasındaydı. Davutoğlu’na başka sorumluluklar düşüyor mu? Daha önce de davalarımızın görüldüğü mahkemelerde Davutoğlu’nun sürece dair tanıklığına başvurulmasını istedik; kendisine de bu yönlü çağrıda bulunduk. Tabii 6-8 Ekim ve 2015 7 Haziran’ından sonraki çatışma süreçleri tek kişinin tanıklığı ve muhataplığıyla açıklanamayacak kadar karmaşık ve komplikedir. Ama Davutoğlu, saray tarafından tasfiye edilmesinden sonra yeniden siyasi iddiasıyla ortaya çıktıysa, bu durum ona başka sorumluluklarda yüklüyor. Bu da genel geçer söylemlerle, cılız ve sağlamcı göndermelerle olmaz. Somut olan şu; o dönemin siyasi sorumluları ne yaparlarsa yapsınlar, gerçeklerle yüzleşmekten kaçamaz. Tarihe yazılmış değil, kazınmış hakikatlerden bahsediyorum. Kobanê süreci böyledir. Bu hakikat, şu an kendisi en büyük sanan iktidar başta gelmek üzere kimsenin peşini bırakmaz.

 Tüm bu gelişmeler arasında “antifaşist blok” tartışmaları da sürüyor. HDP’nin de yaptığı bu çağrılar ne önem arz ediyor, kimlere, nasıl bir sorumluluk düşüyor? HDP’ye dönük saldırılar zaten faşizme karşı gelişebilecek kitle hareketlerini, politik gelişim damarını kesme amacı güdüyor. Devam eden son saldırı hareketi de HDP’nin siyasi aktivitesinin yükseldiği bir dönemde ön kesmeyi hedefliyor aynı zamanda. Ama bütün bu saldırılar antifaşist mücadele birliğinin potansiyelini kıramıyor; aksine dediğiniz gibi oluşmasını daha zorunlu hale getiriyor. Antifaşist blok çağrısı ve çalışması, karşı karşıya olduğumuz çıplak faşizm gerçeğini algılamak, faşizan kurumlaşma ve uygulamalara tepki geliştirmek gibi acil ve asgari politik gereklere dikkat çekmesi bakımından önemlidir. Muhalefet mezarlıktan gerçekten ıslık çalma tavrıyla daha fazla durumu idare edemez. Geniş ve toplumsal taban hareketine dayanan, sokağı, fiili meşru mücadeleyi kapsayan, iş, ekmek ve kimlik taleplerini adalet ve özgürlük şemsiyesi altında birleştiren politik hatta duyulan ihtiyaç çok kritik. HDP’nin buna işaret etmesi ve yönelmesi de önemli ve değerlidir. Taktik ittifaklar ve siyaset zeminini boğan seçim-sandık ittifakları döngüsünün dışına çıkmak ve halkları, kadınları, faşizan uygulamalardan daralmış, kırılmış bütün toplumsal muhalefet güçlerini kapsayan ferah ve asıl amaca uygun bir siyaset kuruculuk sergilenmiştir. HDP bir yandan halkları en geniş milyonları antifaşist mücadele düzleminde saflaştırma, seferber etme misyonunu yerine getirmeye odaklanacaktır. Bu aynı zamanda iki kampa, koalisyona sıkıştırılmaya, yedeklenmeye çalışılan çok önemli ve belirleyici siyasi gücün ayırt edici ve kimseye mecbur olmadığı bir mecradan ilerlemesi anlamına gelir. Özgür ve politik halk inisiyatifinin önünün açılması asıl muradımız olmalı. Diğer yandan parlamento dışı siyasi temsiliyet yapılarıyla antifaşist hedeflere bağlı güç ve eylem birliği, geniş tabanlı blok çalışması gelişir. Seçim ittifakları darlığından kurtulmak ve ‘ilk seçimde giderler’ teslimiyetçiliğini terk edip, hemen bugün bir şeyler yapmak için muhalefetin parlamento içi-dışı, bütün kesimlerinin de HDP kadar olmasa bile, siyasi ciddiyete, saygınlığa uygun bir sorumluluk üstlenmesi gerekir. Tutuklama, siyaset ve hareket dışı bırakma saldırıları, hedeftekiler hem kadın hem Kürt olunca durmadan katlanıyor. Belki de Kürt düşmanlığından daha fazla kadın düşmanı oldukları gerçeğidir. 

 İktidarın kadına yönelik politikaları uzun zamandır tartışma konusu. HDP’ye yönelik operasyonların da -eşbaşkanlık örneğinde olduğu gibi- kadın kazanımlarına yönelik olduğu ifade ediliyor. Kadınlara ve kadın siyasetçilere yönelim neyi hedefliyor?  Kadının sosyal-toplumsal yaşamda hedef alınmasıyla siyasi yaşamda saldırıların hedefi olması atbaşı gidiyor. Tesadüfi bir durum değil. Zira ağırlaşan baskı ve faşizm koşullarında geri çekilmeyen bir dinamik sergilediler. Kadınlar toplumun ve siyasetin bu dönemde en diri gücü oldu. Eskiden baskı otorite, diktatörlük dalgası yükseldiği zamanlarda en önce geri çekilen, pasifize olan kadınlarmış. Şimdi öyle değil. Kadınlar şimdi saldırılar karşısında daha net, dolambaçsız, kararlı duruyor. Bu gelişmeyi engellemek için toplumun yarısını teşkil eden kadınların hakları budanıyor, erkek-devlet işbirliğiyle geleneksel sınırlarına çekilmesini amaçlayan saldırılar düzenleniyor. Kadın katillerine ceza indirimi, şiddet-işkence uygulayanlara af be infaz indirimi rutin bir devlet politikasına dönüştü. Kadın siyasetçiler ise bir süredir gelişen ezilen cins hareketinin ve aydınlanmasının öncü, örgütlü unsurları olarak daha fazla saldırı altında. Bugün Kürt kadın örgütü TJA’ya yine gözaltı operasyonu yapıldığını öğrendim. Tutuklama, siyaset ve hareket dışı bırakma saldırıları, hedeftekiler hem kadın hem Kürt olunca durmadan katlanıyor. Eşbaşkanlık sistemi de genel ve devrimsel bir kazanım olarak erkek egemen sistemin hücumu altında. Çünkü yerleşik erkek otoriter yapıyı temelinden tepesine kadar sorgulayan, itiraz eden ve bu itirazı alternatif bir sisteme dönüştüren niteliğiyle en eski ve köklü statükoyu tehdit ediyor. Eşbaşkanlık uygulamasının özelde de kadın eşbaşkanların terörize edilmesi, ‘Bunlar dağın elemanları’ yalanıyla ekarte edilmeye çalışılması, işin manipülasyon ve hikaye kısmı. Esas mesele, belki de Kürt düşmanlığından daha fazla kadın düşmanı oldukları gerçeğidir. Bütün kadın insanlık yararına elde edilmiş tarihsel bir kazanımı bu kadar hedef almaları ise, onları daha hızlı ve dramatik biçimde çağın dışına sürükleyecektir. 

 4 yıldır tutuklusunuz, pandemi sürecinde cezaevinde nasıl önlemler alıyorsunuz? Cezaevindeki koşullarınız nasıl? Bugüne kadar burada ciddi bir sorun yaşamadık. Ama dediğiniz gibi farklı hapishanelerden her gün daha fazla bulaş ve hastalık haberleri alıyoruz. Biz burada ayrıca kendi tedbirlerimizi de alıyoruz. Dışarıyla temasımız personel haricinde hiç yok, onlarda kendi tedbirlerini alıyorlar zaten. Sağlık sorunu olan arkadaşlarımızın hastaneye gidiş-gelişi sıkıntılı. Dönüşte 14 günlük karantina olayı tek başına kalması riskli ya da ihtiyaçlarını karşılamada zorlanacak olanlar açısından hala çözülememiş bir sorun. Ama asıl sorun pandemi sebebiyle cezaevlerindeki bütün hakların askıya alınmış olması. Sohbet, spor gibi alanlar kapatılmış durumda. Yani 8 aydır çifte tecrit hali hakim. Dışarıdayken bazen zamanın olağan akışından hızlı koştuğumuz oluyordu. Birikene değil, akana bakıyorduk daha çok. Ama bu 4 yıl boyunca biriktirme, birikimin niteliğine bakma şansım oldu. 

Günleriniz nasıl geçtiğini merak ediyorum. Dört yılda neler biriktirdiniz, verimli geçiyor mu? Olabildiği kadar her günü canlı, üretken kılmaya çalışıyoruz. Ben kendi adıma hapislik zamanını çok yönlü gelişimin fırsatına çevirmeye gayret ediyorum. Dışarıdayken bazen zamanın olağan akışından hızlı koştuğumuz oluyordu. Birikene değil, akana bakıyorduk daha çok. Ama bu 4 yıl boyunca biriktirme, birikimin niteliğine bakma şansım oldu. Bu da tutsaklıkla geçen yılların bize tesellisi sanırım. Tabii önemli olan sadece biriktirmek değil, düşünsel birikimi mezara götüremeyeceğimize göre, hayata-mücadeleye aktarıldığı vakit asıl anlamını kazanır. Siyasetten-sosyolojiden tarihe, felsefeye, kadın teorisinden sanata kadar geniş bir alanda yoğunlaşıyorum, biriktirmeye çalışıyorum. Bazen ihtiyaca göre daha spesifik konulara yöneldiğim de oluyor. Ama toplamda verim aldığım bir süreç oldu bu 4 yıl.  

Şiir kitabınızın ardından yeni bir kitap çalışmanız var mı? Sanırım enstrüman da çalışıyorsunuz… Arada yine parça parça şiir karalıyorum ama yakın zamanda kitap projem yok. Orta vadede bakarız. Son dönemde düzyazı, makale çalışmalarına ağırlık verdim. Politik ihtiyaç ve taleplere elimizden geldiği kadar cevap olmak gibi bir görevimiz var sonuçta. Bağlama çalmaya devam ediyorum, geliştirmeye çalışıyorum. Son zamanlarda başka enstrümanlara merak saldım. Sınırlarımı biraz zorluyorum sanırım ama hapiste müzikle uğraşmak iyi geliyor.
(Berivan Altan/ MA)

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.